Süreyya Ağaoğlu

Süreyya Ağaoğlu

Süreyya Ağaoğlu

Ağaoğlu ailesinden Türkiye Cumhuriyeti tarihine özellikle kadın hakları konusunda büyük izler bırakan kızı Süreyya Ağaoğlu’dur. Süreyya hanımı nerdeyse tüm hukukçular bilir.

Süreyya Ağaoğlu Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın avukatı ve ilk kadın hakları savunucularındandır. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne başvuran ilk kız öğrenci olarak fakültenin kız öğrencilere açılmasında öncü rol oynadı. Beraberinde iki kız arkadaşını da (Melda ve Bedia Hanımlar) okula getirip Fakültenin kız öğrencilere açılmasını sağladı. 1925'te bu fakülteden mezun olduktan sonra Ankara'da Şurayı Devlet Tanzimat Dairesi'nde çalıştı. 5 Aralık 1927'de Ankara Barosu'na kaydoldu. 1928'de serbest avukatlık ruhsatını alarak, “Türkiye'nin ilk kadın avukatı” unvanının sahibi oldu ve hayatı boyunca avukatlık mesleğini sürdürdü. 1936 yılında Ankara Barosu'ndan naklen İstanbul Barosu'na kaydedildi. İngilizce ve Fransızca bilen Ağaoğlu, meslek yaşamı boyunca çok sayıda uluslararası konferansta Türkiye'yi temsil etti. 1946'daki girişimleri sonucu İstanbul Barosu'nun Beynelmilel Barolar Birliği'ne üye olmasını sağladı. 1952'de Milletlerarası Kadın Hukukçular Birliğine üye oldu. 1946-1960 arasında bu birliğin tek kadın yönetim kurulu üyesi olarak kaldı. 1952 yılında ise Amerikalı kadınlar tarafından kurulan Hukukçu Kadınlar Kongresi Süreyya Ağaoğlu’nun öncülüğü ve teşebbüsü ile İstanbul’da toplanır. Toplantıda bu kuruluşa başkan seçilir, başkanlık görevi 1954 yılına kadar sürer. 1960 yılında Kadın Hukukçular Birliği'nin BM Cenevre Teşkilatı temsilcisi seçildi. 1960 İhtilali'nin ardından Yassıada Mahkemeleri'nde yargılanan erkek kardeşi Samet Ağaoğlu'nun avukatlığını üstlendi. O dönemde kurulan, Ekrem Alican liderliğindeki Yeni Türkiye Partisi bünyesinde siyasi hayata atıldı ve partinin İstanbul il başkanı olur. 1975 yılı yazında, Türk Hukukçu Kadınlar Derneği’nden 20 kişilik bir grupla Uluslararası Kadın Hukukçular Konfederasyonu’nun  Varna Kongresine katılırlar. Bu kongrede Uluslararası Hukukçu Kadınlar Konfederasyonu ikinci başkanlığına seçilir. 1980-1982 Hukukçu Kadınlar Federasyonu ikinci başkanı oldu. Süreyya Ağaoğlu yaşamı boyunca Atatürk ilke ve inkılaplarının ve kadın haklarının yılmaz bir savunucusu olmuştur. Türk kadınlarına farklı tüm alanlarda öncülük etmiş Süreyya Ağaoğlu’nun Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile olan meşhur hikayesi ile adetim üzere bitirmek isterdim.

Süreyya Ağaoğlu Eğitimini sonlandıktan sonra Ankara’ya, ailesinin yanına dönüş yapar, bu dönüşü mesleğe başlangıcının da simgesidir aslında. Ankara’da Adalet Bakanlığı’nda staj yapmaya başlar. Her şey yolunda giderken onun ‘ilk kadın avukat’ olmasından kaynaklı olarak staj yaptığı arkadaşıyla ilginç bir sorunla karşılaşırlar. Öğle yemeği zamanı geldiğinde ne evlerine gidecek vakitleri vardır ne de dönemin neredeyse tek lokantasına gidebilirler. Gidebilecekleri tek lokanta olan İstanbul Lokantası, sadece milletvekillerinin yemek yediği saygın bir lokantadır ve bu lokantada daha önce bir kadının yemek yediği görülmemiştir. Türkiye’nin bu ilk kadın stajyer avukatları yazılı olmayan kuralı çiğnemek istemezler ve öğle yemeklerini bir süre için ufak tefek şeylerle geçiştirirler. Fakat bu sürdürülebilir değildir. Ağaoğlu, dönemin Basın-Yayın Genel Müdürü görevindeki babası Ahmet Ağaoğlu’na durumu anlatır ve öğle yemeklerini İstanbul Lokantası’nda yiyebilmek için izin talep eder. Kanunen bir sakınca olmadığı için Ahmet Ağaoğlu’nun bu talebe bir itirazı yoktur. Fakat bir sonraki gün yemek için gittikleri lokantada onların ardından yükselen homurtular çok şey anlatır. Ahmet Ağaoğlu’nu ve kızını tanıdıkları için kimse bir şey söylemese de, bu konuda şikayetler gelmeye başlar. Şikayetler Başbakan’a dek ulaştığında Ahmet Ağaoğlu bir çözüm düşünmeye başlar. Akşam Süreyya Ağaoğlu eve döndüğünde Ahmet Ağaoğlu “Başbakan Rauf Bey, senin ve arkadaşının lokantada yemek yediğinizi ve herkesin bunu konuştuğunu söyledi. Bundan sonra öğle yemeklerine bana gelin.” der. Yüz yıl öncesinin kuralları karşısında eli kolu bağlı olan Süreyya Ağaoğlu, çaresiz kabul eder.
Bu olayın ardından birkaç gün sonra, Atatürk ve eşi Latife Hanım, Ahmet Ağaoğlu’na misafirliğe gelir.

O AKŞAM…                                                              

Atatürk’ün de kulağına giden bu olay sohbet esnasında bahis konusu olur ve Süreyya Ağaoğlu olayı bir destek bulabilme umuduyla anlatır. Fakat onu dinleyen Atatürk, “Hem babanın hem de Rauf Bey’in hakkı var.” der. Süreyya Ağaoğlu büyük bir hayal kırıklığına uğrar, artık bir çözüm olmayacağına inanmaya başlamışken ertesi gün bir yetkilinin aceleyle çalışma odasına gelmesiyle irkilir. Yetkili heyecanla Atatürk’ün onu yemeğe götüreceği haberini vermeye gelmiştir. Hazırlanıp odasından çıkan Süreyya Ağaoğlu Atatürk’ün yanına gider ve şu sözleri duyar: “Latife bugün seni öğle yemeğine bekliyor.”

Yemek için harekete geçen araç İstanbul Lokantası’nın önünden geçerken, Atatürk, birden şoförden durmasını rica eder. Durduklarında lokantadan koşarak gelen Bozüyük milletvekili Salih Bey’e Atatürk, orada yemek yiyen herkesin duymasını ister gibi “Bugün Süreyya’yı bize götürüyorum fakat yarın buraya gelecek, yemeğini bu lokantada yiyecek.” der. Süreyya Ağaoğlu dün akşam yemekte bulamadığı desteği bir anda gördüğünde şaşırır ve Latife Hanım’a bu olayın aslını sorar. Latife Hanım’ın anlattıkları Atatürk’ün aceleci davranmayan, ileriyi düşünen bir lider olduğunun kanıtıdır: “Paşa, dün akşam bu lokanta olayına çok kızdı ama babanı senin yanında rencide etmek istemediği için kızgınlığını belli etmedi. Eve gelir gelmez, birkaç milletvekilini arayarak, yarın mutlaka eşleriyle birlikte lokantaya öğle yemeğine gitmelerini söyledi”. Süreyya Ağaoğlu ertesi gün arkadaşıyla İstanbul Lokantası’na gittiğinde gördüğü manzara karşısında yeni bir şaşkınlık yaşar. İki kadın olarak yemek yiyeceklerini düşünürken birkaç milletvekili eşinin de Atatürk’ün öncü olmasıyla ilk kez orada yemek yemek için bulunduğunu görür. Kimse ne bakışlarıyla ne de ‘homurtularla’ onları rahatsız etmez, çünkü bu duruma alışmaları gerektiği açıktır. Atatürk’ün öncülük ettiği bu simgesel olayın ardından kadınların Türk toplumundaki yeri ve saygınlığı, diğer ülkelere örnek olacak şekilde bir kez daha sağlamlaşmıştır. Bu bir ilk olur...  Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Türkiye'nin ilk kadın avukatı Süreyya Ağaoğlu, kadınların, tıpkı erkekler gibi bir lokantada yemek yiyebilmesine de öncülük etmiştir...

Gazi Mustafa Kemal Paşa bu davranışı ile kadınların toplum içinde hareket serbestliğini nasıl korumak istediğini göstermişti. O devirde Gazi Mustafa Kemal Atatürk Ankara’nın ruhuydu ve Ankara her halde pek az şehre nasip olan bir şevk, heyecan ve gelişme havası içinde yaşıyordu”. Diyen Süreyya Ağaoğlu, sıradan gibi görünen bu olayın aslında kadınların sosyal hayattaki yerini güçlendirmek noktasında ne kadar etkili olduğunu vurgulamaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile birçok anısı bulunan Süreyya Ağaoğlu, İslam’dan önce ve İslam’dan sonraki Türk kadınını çok detaylı bir şekilde betimlemektedir. “…Bugün Türkiye’de kadınlar diğer bütün medeni Dünya ülkelerinde var olan haklardan yararlanıyorlar” diyerek de Atatürk döneminin önemine işaret etmektedir. Bu yazıda özellikle ciddi bir İslami bilgiye ve İslam’dan önceki Türk tarih ve kültürüne vakıf olduğu dikkat çekmekte olup, kadın haklarındaki bozulmanın Arap kültürü ile ilişkili olduğuna dikkat çekmektedir... ‘Cennet anaların ayakları altındadır.’ diyen Hz. Muhammed, kadınlara birçok hak tanıdı. İstedikleri kadar çok sayıda kadınla evlenme özgürlüğüne sahip olan erkeklerin bu özgürlükleri en fazla dört kadınla sınırlandırıldı”, demektedir.

SaMir İSGENDEROĞLU

 

07.11.2023

13:57

Üste Çık