Sahipsiz Türk Adaletine Sahip Çıkan Akın Gürlek

Sahipsiz Türk Adaletine Sahip Çıkan Akın Gürlek

Akın Gürlek’in Asıl Sınavı Şimdi Başlıyor...

Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığına gelmesiyle yargıda farklı bir yönetim tarzının başladığı görülüyor.

Sayın Akın Gürlek’in en büyük avantajı sistemi içeriden tanıması. Hakimlik yaptı, ağır ceza mahkemesi başkanlığı yaptı, Bakan Yardımcılığı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevlerinde bulundu. Dolayısıyla adliyelerde neyin aksadığını öğrenmek için uzun bir uyum dönemine ihtiyacı yok.

Göreve geldikten sonra özellikle davaların hedef sürede bitirilmesi konusunda sert bir tutum ortaya koydu. Hatta gecikmenin hakim veya savcıdan kaynaklandığının tespit edilmesi durumunda işlem yapılacağını açıkladı.

Bunu önemli buluyorum lakin Türk yargısının sorunu yalnızca dosyaların geç bitmesi değil. Bazen daha büyük sorun, dosyanın yeterince okunmadan adaletsiz kararlar ile bitirilmesidir.

Dosyayı hızlı kapatmak adalet değildir. Bugüne kadar vatandaşların Mahkemelerde karşılaşabildiği en ciddi problemlerden biri adaletli kararların olmaması idi.

Örneğin olmuş bir olay Ankara’daki bir ceza davası:

Dosyada belgeler, tüm deliller ve tanık anlatımları bulunmasına rağmen savcı üçüncü duruşmada dosyayı “yalnızca müşteki beyanı var” şeklinde değerlendiriyor ve sanığa beraat talep ediyor; Mahkeme de mevcut diğer delilleri kararında gerektiği gibi tartışmadan sanığın işlemiş olduğü suçlar deliller ile sabit olsa da tüm bunları görmezden gelerek aynı yönde hüküm kurarak bir suçluya beraat kararı veriyor ise burada mesele artık yargılamanın hızı değildir.

Mesele adaletin katledilmesi ve dosyanın gerçekten okunup okunmadığıdır. Hakimlerin karşısındaki şüpheliye önce soru sorup sonrasında "Lan" diye hitap edip sesini yükselterek "lan sen sus" diyecek cesareti nereden aldığını ögrene bilmektir.

Akın Gürlek’in hedef süre uygulamasındaki belki de en büyük risk de burada.

Hâkim ve savcıya sadece “Dosyayı zamanında bitir” denilmemeli.

“Dosyayı oku, bütün delilleri değerlendir, gerekçeni yaz ve sonra zamanında bitir” denilmeli. Aynı zamanda kasten yanlış karar verip adalet duygusunu öldürdüğü zaman da sorumlular cezalandırılmalıdır. Çünkü hızlı verilmiş yanlış karar, geç verilmiş yanlış karardan daha iyi değildir.

Sayın Akın Gürlek’in gerçek reformu burada da yapması gerekiyor. HSK denetiminde sadece kaç dosyanın sonuçlandırıldığı değil, kararların niteliği, delillerin değerlendirilip değerlendirilmediği, bozma oranları ve gerekçeli kararların kalitesi de dikkate alınmalıdır.

Yılmaz Tunç döneminde daha siyasi, diplomatik ve de insanlarda adalete olan güvenin tam bitirildiği bir Adalet Bakanlığı profili gördük.

Tunç; Hollanda, İspanya, Katar ve başka ülkelerde bakanlar, başsavcılar ve yüksek yargı temsilcileriyle başarısız temaslar kurdu. Uluslararası forumlara katıldı ve adli iş birliği anlaşmaları üzerinde başarısız çalışmalar yürüttü.

Yılmaz Tunç döneminde ayrıca Türk yargısı ve adaleti adeta yetim kaldı yani sahipsiz bırakıldı. Sahipsiz bırakılan bu adalete Akın Gürlek tam sahip çıkma gayretini gösteriyor ve eski açılan yaraları da hızla kapatmaya çalışıyor.

Akın Gürlek güçlü bir adliyeci olsa da, fakat dış ilişkilerde güçlü bir adalet diplomasisi sistemini oluşturmaya çalışırken yanlız mücadile ediyor. Burada ikili ilişkileri güçlü yurtdışında çalışacak sahayı bilen ekip kura bilir ise bu alanda da çok büyük başarılar kazanacağına inanıyorum.

Bu onun şu anlık önemli eksiklerinden biri gibi gözükse de kısa sürede bu alanda da ciddi adımlar atılacağına inanıyorum. Önemli olan sahada çalışacak olanların masa başında çalışanlardan seçilmemesidir. Çünki masa başında çalışanlar asla sahayı bilmedikleri için başarılı olamazlar.

Sayın Akın Gürlek’in Suudi Arabistan Adalet Bakanı ile görüşmesi, Yunanistan Adalet Bakanı ile doğrudan temas kurması ve uluslararası adli yardımlaşma dosyalarını takip etmesi olumlu gelişmeler.

Fakat bunların daha ileri taşınması gerekiyor. Washington’da, Londra’da, Brüksel’de, Berlin’de, Paris’te, Moskova’da, Bakü’de, Riyad’da ve Türk dünyasında da güçlü ilişkiler kurabilmelidir.

Avrupa’daki ve dünyadaki adalet bakanlarla şahsi güven ilişkileri geliştirmeli; yüksek yargı kurumlarıyla Türkiye arasında köprü oluşturmalıdır. Çünkü bugün suç da sermaye de delil de sanık da sınır tanımıyor. İade dosyalarından organize suçlara, kara paradan siber suçlara kadar modern adalet sistemi aynı zamanda güçlü bir uluslararası hukuk diplomasisi gerektiriyor.

Sayın Akın Gürlek hızlı karar alan, otoriter yönetim kapasitesi yüksek ve adliye sistemini çok iyi tanıyan bir isimdir.

Bence bunlar güçlü özellikleri. Fakat Sayın Bakan da iyi biliyor ki Adalet Bakanlığı, ağır ceza mahkemesi başkanlığı veya başsavcılık değildir. Burada sadece talimat vermek yetmez.

Özellikle uluslararası hukuk çevreleriyle ve farklı görüşlerden hukukçularla hızlı ve başarılı ilişkiler kurabilmek çok büyük öneme sahiptir. 

Sayın Akın Gürlek insanları daha fazla dinliyor ve mütavazi davranıyor. Daha fazla uluslararası temas kurmaya gayret gösteriyor.

En önemlisi, dikkat etmesi gereken şeylerden birisi kendisine yalnızca sistemin iyi çalışan taraflarının anlatılmasına izin vermemelidir.

Akın Gürlek’in önündeki gerçek sınavı Türkiye’nin yeni bir yargı paketinden daha fazlasına ihtiyacının olmasıdır.

Bir hakim önüne gelen 2.000 sayfalık dosyayı gerçekten okuyor mu?

Savcı esas hakkındaki mütalaasını hazırlarken bütün delilleri inceliyor mu?

Tanık anlatımları ve sanığın lehine olan ve ya suçun ispatlandığı deliller gerekçeli kararda gerçekten tartışılıyor mu?

İstinaf mahkemesi önüne gelen dosyayı yeniden değerlendiriyor mu, yoksa ilk derece kararını birkaç standart cümleyle mi onaylıyor?

Vatandaşın asıl merak ettiği bunlardır.

Sayın Akın Gürlek bunları değiştirebilirse Türkiye tarihinde iz bırakan çok önemli bir Adalet Bakanı olur.

Hedef süreleri kısaltıp yeni mahkemeler kurmak önemli olabilir. Fakat adaletin kalitesi yükselmedikçe rakamların iyileşmesi vatandaşın adalet duygusunu tek başına değiştirmez.

Yılmaz Tunç daha diplomatik bir bakan olduğu görüntüsünü vermeye çalışsa da insanların hafızasında adaleti katleden, insanlarda adalete olan güven duygusunu yok edip sürekli insanlar tarafından beddualar alan bir bakan gibi kaldı. 

Akın Gürlek ise yargının mutfağından geldiği için sürekli nokta atışları yaparak ve de mütevazi karakteri ile insanların günlünü kazanmayı başarıyor.

Şimdi Akın Gürlek’in önündeki fırsat, bu iki özelliği birleştirmektir.

İçeride sistemi düzelten, dışarıda Türkiye’nin hukuk diplomasisini güçlendiren bir Adalet Bakanı olmaktır.

Bunu başarabilirse Akın Gürlek döneminin gerçek farkı ortaya çıkacak.

Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı daha hızlı dosya kapatan bir yargı değil;

Dosyayı gerçekten okuyan, delili gerçekten tartışan ve sonunda adil karar veren bir yargıdır.

 

Samir İsgenderoğlu

14.09.2026

Üste Çık