Hayat Treni...

Hayat Treni...

Hayat Treni…
İnsan hiç durmadan bir tek sadece doğum gününü kutlar ve sadece doğum günlere önem verir. Geride bıraktığımız her yaş bizleri bir az daha büyütürken olgunlaştırırken aynı zamanda farkında olmasak bile geliştirir. Hatırlıyorum da birisi bana ‘’Senden uzakta olsam bile senden her gün farklı bir şeyler öğreniyorum’’ demişti bir zamanlar. Onun bu kelimesi gün geçtikçe aklımda dolaşsa da zaman geldi anladım ki öğrenmesi aslında benimle ilgili bir şey değilmiş. Gelişmek isteyen her kes gelişirken insan kendisinde ne yok ise başkalarında o şeyi gördüğünde ilk ona dil uzatır. Mesela şerefi yok edilmiş hiçe sayılmış bir erkek sinirlendiği zaman ilk iş başkasının şerefine ‘’Küfür’’ ederek kendisini rahatlatmaya çalışır. Toplumsal olarak gelişmekte olsak da toplumda olan öyle bireyler var ki olgunlaşamadığı için özsaygısını hızla kaybediyor. Bunun da sonucu olarak kendi kızına iftira atan ve ya kendi kızının kocasını aldatmasını ifşa eden anneler ile yeni evlenmiş ama kocasını hemen aldatmaya başlayan kadınların varlığı da maalesef üzücü de olsa çoğalmaktadır. İşin garibi ise her daim bu tarz kadınlar erkekleri suçlar her daim.
Ama tüm bunlarda tek suçlusu kim diye düşünsek toplumun temelini oluşturan anne ve babalar derdim ben. Psikolojisi bozuk olan anne ve babaların toplum için normal birey yetiştirmesi imkansız bir şeydir. En önemlisi ise psikolojisi bozuk insanlar hiçbir zaman kendilerini suçlamazlar her daim karşılarındakini suçlar dururlar.
Bunları ise bizler zaman geçtikçe anlarız ve daha net görmeye başlarız. Anlamalıyız ki geçen her zaman her an bizlerin ömründen gidiyor başkalarının hayatlarını eleştirmek yerine kendi hayatlarımızı düzene sokmak için çalışmalıyız. Birini eleştirmeden önce dönüp kendimizi sorgulamalı kendi yanlışlarımızı hatalarımızı görmeye çalışmalıyız her daim çünkü boşa geçirdiğimiz hiçbir anı geri getirmemiz mümkün olmuyor. 
Unutmamalıyız ki yaşamakta olduğumuz hayat aslında bumerang sistemi ile çalışmaktadır ve birisine kötü şeyler yaşattığımız zaman mutlaka biz de gün gelecek daha kötüsünü farklı şekilde yaşayacağız. En önemlisi ise her daim sadece ve sadece kendi hayatlarımızı mahvederiz başka hayatları mahvetmeye çalışırken.  
Çevremizde olan birinin mutsuzluğu bizi asla mutlu etmemeli ve kimsenin hayatına karışmamalıyız hiçbir zaman. Kendi hayatlarımızı bizler güzelleştirmeye çalışmakla meşgul olur isek toplum için ve en önemlisi kendimiz için daha faydalı oluruz. Mesela bir anne utanmadan damadına ‘’Niye evde çıplak geziyorsun?’’ diyerek hesap sormaya çalışması o annenin ne kadar anormal olduğunu aslında göstergesi olmakla beraber erkek şefkatinden mahrum kaldığını göstermektedir. Oysa kendi hayatına odaklanan bir anne asla çocuklarının hayatına karışmaz karışamaz. Bu tarz annelerin kızları da çok nadiren normal psikolojide olur. 
Odur ki en önemli olan şey her kesin kendi hayatına bakarak kendisini geliştirmekle zaman harcaması lazım. Her birimizin içinde olduğumuz ve bir gün zorunlu olarak ineceğimiz bu hayat treni durmadan devam ediyor. Hem de her şeye rağmen tam hız devam ediyor bu trenin içinde insanlar doğuyor büyüyor sonra da zamanı geldik de isteseler de istemeseler de inmek zorunda oluyorlar.
Her kes mutlaka bu yolcuğunu biri ile sonuna kadar gitmek istiyor ve gün gelir tam da o insanı bulduğumuzu zannettiğimiz anda bir bakıyoruz ki o insan artık yanımızda değil ve biz zorunlu olarak yolculuğumuza çevremizde çok insanlar olmasına rağmen yalnız devam etmek zorunda kalıyoruz. Oysa o insanla birlikte kurduğumuz hayaller canımızı çok acıtıyor ama her şeye rağmen yalnız devam etmemiz gerektiğini kabullenip anlıyoruz. 
Hayatta o kadar sürekli cevabını aramakla meşgul olduğumuz ve sonunda boş verdiğimiz sorular var ki. Oysaki cevabı olmayan herhangi bir şeyin sorusu da olmaz ve sorular sadece cevabı duymak isteğiyle var oldukları gerçeğini bizler göre bilirsek tüm sorularımız bir anda cevap bulur. En çok da her kesin mutlaka ömür hayatında sadece bir sefer yaşadığı aşk denen o güzel hisle ilgili sorular bizim hayatımızı daha çok meşgul eder durur. Ama bir türlü anlamayız ki ‘’Aşık olmak anlık bir şey. Birden her şeyin çok parlak göründüğü, birden en pastel renklerin bile ısınmaya başladığı, birden tüm yemeklerin, çok daha lezzetli olduğu bir andır’’. O an geldiğinde bizim tek yapmamız gereken o anın tadını çıkarmaktır. 
 Aslında yaşamakta olduğumuz toplum tam da ‘’Kaybedenler Kulübü’’ filminde dediği gibidir.  ‘’İnsanlar önce aile kurmayı öğrenirler. Yani buna değer verirler. Bazıları ise başka birtakım şeylere, değer verirler. Onlara değer verirken niye değer verdiğini düşünmez birey, toplum için erimiş olan birey. Toplum koleje girmeyi bir değer olarak sunduğu için artık o kişiliğini yok sayma halidir. Koleje girmek için yarışır, üniversiteye girmek için yarışır, iyi bir işe girmek için yarışır, güzel bir kadınla evlenmek için yarışır. Devamlı bir yarış ve kazanma zorunluluğundan başka bir şey değildir’’. Yani durmadan sürekli bir savaş içinde ve hep de o savaşı kazanmak için çırpınır didinir dururuz.
Yine de ‘’Kaybedenler Kulübü’nde’’ tam da dediği gibi ‘’Aslında kazanmak nedir ki? En büyük zaferi kazandığında bir Antonious olduğunu düşün; Paris’e geldiğini ve o takın altında olduğunu ve bütün insanların senin altında olduğunu düşün ve gücün en üstünde olduğunu… Yalnız kaldığın o anda “n’oldu be, şimdi n’olacak?” diyorsan kaybedensin sen, kaybetmişsin. Yani o anda en büyük zaferin içinde kaybetmişsin.
Bizler de dün ‘’Seni çok Seviyorum’’ dediğimiz birine yarın ihanet ediyor isek ve ya o sevgimiz için hemen pes ederek karşımızdakini suçlaya biliyorsak işte tam da o anda kaybediyoruz. Her daim her ne olur ise olsun ömrümüzün sonuna kadar savaşmayı bilmeliyiz. Anlamalıyız ki aslında bizi ayakta tutup güçlendiren tek şey sonunda kaybetsek bile verdiğimiz savaşlardır. Odur ki bir savaş başladığı zaman ‘’İyi ki hayat trenime bindin’’ dediğin birine hiçbir zaman pişman olduğunu dememen gerekir. 
Sonda ise hayatımda büyük iz bırakmış olan hayat treni hikayesi ile yazımı bitirmek istiyorum. 
Yaşam bir tren yolculuğuna benzer: inilir binilir, kazalar olur,
Bazı duraklarda sürprizlerle ve bazı duraklarda ise üzüntü
ile karşılaşılır.
Doğup ta bu trene bindiğimizde, bazı kişilerle karşılaşırız ve
Bütün yolculuğumuz boyunca onların bizimle beraber olacaklarını
Sanırız. Bunlar anne ve babalarımızdır!
Maalesef gerçek tamamen değişiktir.

Onlar bir istasyonda inerler ve bizleri sevgi ve muhabbetlerinden,
Dostluk ve yol arkadaşlıklarından
Mahrum bırakırlar.
Bununla birlikte bu trene yeni binenler de olur ve bizim için bir anda çok önemli olurlar.
Bunlar kız ve erkek kardeşlerimiz, dostlarımız ve sevdiğimiz tüm iyi ve ya bizler için sonradan kötü sandığımız insanlardır.
Bazıları bu yolculuğu küçük bir gezinti gibi düşünürler.
Bazıları da bu yolculuk sırasında üzülürler.

Bazıları ise yanınızdadır ve ihtiyacı olanlara yardım için hazır bulunurlar.
Bazıları yolda inerler ve geride sürekli bir özlem bırakırlar….

Bazıları ise binerler ve inerler. Biz onları sadece kısa bir an için görebiliriz…
Sevdiğimiz bazı yol arkadaşlarımızın başka bir vagonda oturduklarını ve yolculuk boyunca bizi
Yalnız bıraktıklarında çok üzülür şaşkınlığa uğrarız…

Elbette ki tren içinde onları aramamıza hiç kimse engel olamaz.
Bazen de onların yanına başkaları oturmuş olduğundan, bize yanlarına oturmak için yer kalmaz.
Önemli değil…
Yolculuk böyledir: meydan okumalar, hayaller, ümitler, vedalar….
Hem de dönüşü olmayan…

Bu yolculuğu en güzel şekilde yapmaya gayret edelim.
Yol arkadaşlarımızı anlamaya çalışalım ve her birinin iyi taraflarını bulmaya çalışalım.
Unutmayalım ki yolculuğun her safhasında yol arkadaşlarımızdan birisi müşkül bir duruma düşebilir ve
Bizim yardımımıza ihtiyaç duyabilir.
Bizim de bocaladığımız zamanlar olacak ve bizi de destekleyecek olacak birileri olacaktır.
Bu yolculuğun en esrarlı tarafı, hiç birimizin bu trenden ne zaman ineceğimizi bilmememizdir.
Elbette yol arkadaşlarımızın da ne zaman ineceklerini bilemeyiz.
Hemen yanımızda oturmuş olsalar bile.
Eminim ki trenden indiğimde ….çok üzüleceğim!

Trende karşılaştığım tüm dostlardan ayrılmak, yakınlarımı yalnız bırakmak çok acı olacak. Ancak bir gün büyük istasyona vardığımda onları, trene bindiklerinde yanlarında olmayan bagajları ile birlikte görebileceğimi biliyorum.
Aksine onların bagajlarını büyütmek ve zenginleştirmek için yardımcı olmakla mutlu olacağım.
Gelin hep birlikte mümkün olduğu kadar güzel bir yolculuk yapalım en azından bunun için çalışalım ve trenden indiğimizde iyi bir hatıra bırakmaya gayret edelim…
Aynı trende bulunduğum yol arkadaşlarıma…
İYİ YOLCULUK…!
Nice Güzel Yıllara…

En Önemlisi ise Sonda Unutmayın ki Tek Hayatı Mahvolan Hayatlarına Müdahile ettiklerinizdir...

En büyük suçlu ise hayatına müdahile edenlere o izini verenlerdir...

SaMir İSGENDEROĞLU

09.09.2023

Üste Çık