ESKİ ÇAĞLARDA ADALET
Günümüzün çağında herkes artık daha çok kendi adaletini kendisi uygulama yoluna gitmek üzeredir. Bunun ise ana nedenlerinden birisi ise yalan beyanlar uydurularak gerçekleri ortaya koyan deliller yok sayılarak anlaşmalı şekilde mahkemelerin ‘’Kandırılması’’ olaylarının çoğalmasıdır. Her halde ya tecrübesizlikten ve ya muammalı nedenlerden olsa gerek ki bazen Hakim ve Savcılar delillere dayanarak karar vermeyi bırakıp sadece yalan beyanlara dayanarak kararlar verdikleri zaman insanların adalete, hakka, hukuka olan inancını öldürmüş oluyorlar. Çok ağır küfür hakaret ettikten sonra sadece para cezası ile kurtuldukları zaman haksızlığa uğrayan taraflar genelde kendi adaletlerini kendileri uygulama yoluna gidiyorlar ki bu da adalete olan güvenin sarsılmasından kaynaklanıyor. Her suçlu adil şekilde cezalandırıldığı toplumlarda şahıslar kendi adaletlerini kendileri uygulamaya gerek duymuyorlar. Bu ülkede Savcıya, Adalet Bakanına ‘’nasıl olsa üç beş kuruş para cezası ödeyerek sıyrılacağını düşünerek’’ olmazın küfür hakaretini ede bilen insanlar cezasız kalıp 3-5 kuruş para cezası ile sıyrıldığına şahit olduğu zaman da insanların hukuk sistemine inancı tam yok olup gider.
Birisi alındığı zaman derdini anlatana kadar 2-3 sene içeride kaldığı zaman ‘’nasıl olsa dert anlatma ile uğraşarak içeride o zamanı geçireceğime direk kendi adaletimi kendim uygularım hiç değilse o 2-3 sene boşuna yatmamış olurum’’ diye düşünür.
Mahkemelerde yalan beyanda bulunanlar, yalandan sahte tanıklık yaparak yalan ifade verenler hukukta gösterildiği gibi cezalandırılmayıp bir de üzerine Hakimler tarafından doğru olarak kabul edildiği zaman yalancı şahitlerin sayı çoğalır ve insanlar yalan beyanda bulunmaktan korkmazlar.
Ama unuttukları bir gerçek var ki tüm gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma gibi bir özelliği vardır.
Yani ‘’YALANCININ MUMU YATSIYA KADAR YANAR’’
Bir başka deyişle yalancının söylediği söz yalan ise bu yalanın kurgulandığı durum çok geçmeden yalanın gerçekte olmadığını belli eder; yatsı vakti karanlık olur olmayan mum karanlıkta ışık vermez böylece söyleyenin yalancı olduğu ortaya çıkar.
Siz değerli okuyucularımın eminim ki çok severek okuyacağı bir hikaye ile baş başa bırakıyorum…
Eski bir tarihte varlıklı bir İngiliz, ağır bir suç işlemiş. O suçun cezası idam.
Adam hemen İngiltere’nin en şöhretli avukatını tutmuş. Avukat demiş ki, “Merak etme! Ben seni kurtarırım.”
Mahkeme başlamış. Avukat savunmasını yapmış ve hakim kararını açıklamış; “idam”.
Avukat, hapishaneye gitmiş, müvekkiliyle konuşmuş, “Merak etme, seni kurtarırım.”
“Nasıl?” diye sormuş adam.
Avukat, “Bu işin temyizi var. Temyiz idamı bozacak.”
Dava dosyası temyize gitmiş. Temyizin kararı belli olmuş : “Mahkeme kararının onanmasına…’’
Sonuç: İDAM.”
Adam, “hani beni kurtaracaktın!” diye avukatına çıkışmış. Avukat hala sakin, “Merak etme, seni kurtarırım. Daha her şey bitmedi. Konu avam Kamarası’na gelecek.”
Gerçekten, avam kamarasına gelmiş, konuşulmuş. Sonunda parmaklar kalkmış, “İDAM”.
Adam sinirli mi sinirli, avukat da sakin mi sakin. “Merak etme seni kurtarırım. Lortlar kamarası idamı geri çevirir, endişen olmasın.”
Lortlar kamarası da toplanmış, olayı incelemiş, kararını vermiş: “İDAM”
Adam, elinden gelse avukatını bir kaşık suda boğacak ama avukat hiç oralı değil. “Merak etme, seni kurtarırım. Kraliçe onay vermeden, hiçbir idam cezası infaz edilmez. Kraliçe bu kararı bozar.
Dosya kraliçenin önüne gelmiş. Kraliçe de imzayı basmış: “İDAM”
Londra’da bir meydanda idam sehpası kurulmuş. Hakim, savcı, avukat, güvenlik görevlileri, halk orada adamı idam sehpasına çıkarmışlar. Adamın avukata dönük bakışlarından alev fışkırıyormuş.
Avukat ise adama “sus” işareti yapmaktaymış ‘merak etme, seni kurtarırım’ gibisinden. Meydanda cellat, yağlı ilmeği adamın boynuna geçirmiş. Alttaki iskemleye de tekmeyi vurmuş.
Adam ipte sallanmaya başlarken, avukat yerinden fırlamış, cebinden çıkardığı bıçakla adamın boğazındaki ipi kesivermiş.
Adam, zar zor nefes alır vaziyette yere yuvarlanmış. Hemen hakimler, savcılar koşup gelmişler, “Avukat, sen ne yaptın!”
Avukat, İngiliz ceza yasasını cebinden çıkarmış;
“Yasada, müvekkilimin işlediği suçun cezası idam ve siz de onu idam ettiniz ama yasada ‘idam edilerek öldürülür’ diye bir hüküm yok. Bu durumda, ceza infaz edilmiş sayılır.”
Bunun üzerine İngiltere’de bir hukuk tartışması başlamış. Kraliçe, avukatın bu becerisinden dolayı adamı affetmiş ve İngiliz ceza yasasının idamla ilgili maddesi yeniden düzenlenmiş:
İdama mahkûm edilen kişi, asılmak suretiyle öldürülür.
O tarihte tv yok, büyük gazeteler yok, iletişim patlaması yok ama olay dilden dile, bütün dünyaya yayılmış. İşte, “ipten adam alma” işinin aslı…
SaMir İSGENDEROĞLU
25.10.2023
23:23
