ATEŞTEN SATIRLAR

ATEŞTEN SATIRLAR

Ateşten Satırlar 

Bir Aşkın Sessiz Yangını

 

Ne yazdım bilmiyorum sana dair…

Kimi zaman insan, içindeki duygulara bir kap arar. Bir kağıt, bir kalem, belki bir gece yarısı yalnızlığı… Ama bazı duygular vardır ki, ne kelimeler taşıyabilir, ne de sessizlik saklayabilir. İşte tam orada başlar yazmak; hem kurtuluş, hem esaret olur.

Sana yazmaya başladığımda, vakit gecenin en derin saatiydi. Şehir uyuyordu; ama benim zihnim, kalbim, ellerim uyanıktı. Masanın üzerinde yarım bir kahve, bir kenarda katlanmış eski bir mektup… 

Ve ben, gözlerimin önünden geçip giden yüzünle savaşıyordum. Her kelime seni biraz daha çağırıyor, her cümle biraz daha yakıyordu beni.

Ellerim yanmış sözlerinin ateşinden…

Ne garip değil mi? 

Bazı insanlar gelir, elini tutarsın, sıcaklığı iyi gelir. 

Ama senin ellerin ve sözlerin öyle değildi; onlar bambaşka bir ateşti. Isıtmaktan çok, içimi kavuruyordu. Yine de vazgeçemedim. 

Çünkü bazı yanışlar güzeldi...

Seninle konuştuğumuz o ilk günleri hatırlıyorum. Sesindeki dalgalanmalar, kelimeleri seçişin, bazen gülüşünün arasında kaybolan o kırılgan sessizlikler… 

Hepsi hafızamın en derin raflarında duruyor.

Bazı kelimeler vardır, duvar gibi aramıza örülür. Bazıları ise bir köprü olur, en uzak mesafeyi bile bir adımda kapatır. Senin sözlerin, ikisinin de karışımıydı. Bir cümleyle bana dünyanın en yakın yeri olabiliyordun, bir başka cümleyle en uzak galaksiye savuruyordun.

Bazen düşünüyorum da, seninle olan her an bir şiir gibiydi. Ama bu şiirin dizesini ben mi yazdım, yoksa sen mi fısıldadın kulaklarıma, bilmiyorum. Bildiğim tek şey, seni yazarken aslında kendimi de yazdığımdı. Çünkü insan, sevdiğini anlatırken en çok kendini anlatır.

Aşk, zamanı tanımaz. Seninle geçen günler, aylar, yıllar… Hepsi tek bir uzun an gibi zihnimde. Hani bazen bir koku duyarsın da çocukluğuna geri dönersin ya, senin sesini duymak da öyleydi benim için.

Kelimelerin hafızası vardır. Bir gün, belki hiç beklemediğin bir yerde, senin söylediğin bir cümle aklıma düşer. Yürüdüğüm kaldırım taşları bile o günkü gibi görünür. Ve ben anlarım ki, bazı sözler hiçbir zaman eskimez.

Seninle kurduğum cümleler, kağıtlarda değil, ruhumun duvarlarında asılı. Tozlanmaz, silinmez, unutulmaz. Hatta bazen rüyalarımda bile kendi kendine okunur, sanki sen hâlâ oradaymışsın gibi.

Sana dair yazdıklarımın hiçbiri tamamlanmadı. Hep yarım cümleler, eksik noktalar, bitmemiş satırlar kaldı. 

Belki de sen hiç tamamlanmadığın için…

 

Kendi kendime soruyorum:

– Seni yazarken ben mi daha çok yanıyordum, yoksa kelimeler mi?

– Bu yangını sen mi başlattın, yoksa ben mi körükledim?

Senden kalan bu ateş, beni mi yoksa geçmişimi mi yakıyor?

Cevaplarını bilmiyorum. Bildiğim tek şey, yazdıkça biraz daha yandığım.

Bazen, bir insan hayatımıza gelir ve bütün mevsimlerimizi değiştirir. Sen, içimdeki kışa bir kıvılcım düşürdün. O kıvılcım baharı getirmedi, ama kışı unutturdu.

Ne yazdım bilmiyorum sana dair… Ama şunu biliyorum: Ne yazdıysam yanarak yazdım. Çünkü en güzel sözler, kalbin yangınından doğar.

Ve sen, benim en güzel yangınım olarak kaldın...

SaMer İSGENDEROĞLU

16.08.2025

00:08

Üste Çık