"Mehemmed Emin Bey, men dünyaya senden üç sene erken göz açmışam. Ancag bütün Türk aleminde Türkün İstiglal bayrağını sen galdırmışsan ve bayrag enmesin deye, men senin elinden alıb Türkiye üzerinde dalğalandırmışam. Enmez demişsen bu bayrag, enmeyecektir."
“Ben dünyaya senden üç sene erken göz açtım. Ama tüm Türk dünyasında ilk kez Türkün Cumhuriyet ve bağımsızlık bayrağını sen yükselttin. Bayrak inmesin diye onu senin ellerinden alıp Türkiye üzerinde ben salladım. ‘İnmez’ demişsin, bu bayrak aşağı inmeyecektir.”
Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk'ün Azerbaycan'ın kurucusu Mehmed Emin Resulzade 'ye mesajı
Zorluklar içinde kurulmuş olan cumhuriyetimizin zorluklar içinde büyük başarılar kazanılan 100 yılını geride bıraktık. Her daim büyük başarılar zorluklar içinde verilen savaşlar sonucu kazanılıyor. Yüzyılın sonlarına gelinirken Tarih, bu sefer Karabağ'da tekerrür etti. Karabağ'da O yükselen bayrak, Türklüğün bütün bir kıtada geçtiğimiz asrın başındaki uyanışı, aydınlanışıdır! En önemlisi ise 100 yıl sonra yeniden Kafkasya’ya giriş anlamını da taşımaktadır. Bir taraftan içerideki hainlerle savaş yürütülürken diğer taraftan da dünyanın yönetiminde ve yeniden bölüştürülmesinde masada bölüştürülen değil de pay sahibi olma savaşı da başarılı bir şekilde yürütülmektedir. Bir başka deyişle başka bir şekilde unutulan tarih tekerrür ederek yeniden zorlu bir süreç geçilerek bu kes artık daha çok savaşların sahada değil de masalarda verildiği çağda 100 yaşını dolduracak olan Cumhuriyet’imiz masada da büyük kazanımları olmuştur. Bu kazanımlarda elbette geçmişin bilgi birikimleri Atatürk ilke ve inkılaplarının unutulmamasının da büyük payı olmuştur. Herkes yaşananları tekrarlasa da bu yazımda ben bir Azerbaycan Türkü olarak farklı bir bakış açısından yaklaşarak çoğunuzun bilmediği çoğunuzun da unutmuş olduğu bazı gerçeklerden bahsedeceğim. Hiçbir zaman unutmamız gereken en önemli şeylerin başında gelen ‘’Hükümetler ve Şahıslar devlet yönetimlerinde değişir ama temel fikir ideolojiler asla değişmez. Bunun değiştirilmeye çalışılması ise eninde sonunda yok oluş ile sonuçlanır her daim. Bizler milli kimliklerimizi unutur isek biz olmaktan çıkar ve bölünür parçalanarak yok ediliriz. Verilen savaşlarda hiçbir zaman Türk, Kürt, Laz, Çerkez ve s ayrımı olmaz her kes tek gaye ve amaç uğrunda birleşerek hayatta kalma mücadelesi verir. Bana göre o zorlu süreçte Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün o süreçten başarılı şekilde çıkmasının ana nedenlerinden birisi milli kimlik ideolojisine ağırlık vermesinden dolayı olmuştur. Bunu yaparken de tüm milletleri bir kenara itmek yerine herkesle bütünleşmeyi başardığı için büyük başarılar kazanarak zorlu sürecin sonunda Cumhuriyeti kura bildi. Unutmamalıyız ki bu Cumhuriyet DİNİNDEN MİLLETİNDEN asılı olmayarak hepimizindir. Yani Türkiye Cumhuriyeti sadece Türkiye sınırları içinde olan Türk Pasaportu taşıyanların değil, Türkiye sınırları dışında olan ve dedeleri bu Cumhuriyet kurulurken en ufak da olsa yardımı dokunmuş ve de kendini Türklüğün bir parçası olarak gören DİLİNDEN DİNİNDEN IRKINDAN MİLLİYETİNDEN asılı olmayarak herkesindir. HEPİMİZİNDİR!!!
Bu nedenden dolayı diğerlerini ‘’Bizden değiller’’ düşüncesi ile dışlamak yerine kucaklayıcı politika yürüterek güzel gayeler üzerine kurulmuş Cumhuriyetimizin ilelebet var olması için her birimiz durmadan çalışmalıyız. Türkiye’miz ne kadar güçlü olur ise bizler de o kadar güçlü oluruz. Dönüp tarihe baktığımız zaman Milli Mücadele döneminde para yoktu ve gerçek şu ki ama tüm bu zorluklara rağmen Borçla yürütülerek Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silahtarları destekçilerinin zekası sayesinde tüm savaşlar büyük zorluklarla kazanıldı.
1918 yılında Nuri Paşa komutanlığındaki Türk Kafkasya İslam Ordusu’nun uzun mücadele ve savaşlar vererek Bakü’yü kurtarması da Azerbaycan için önemli bir dönüm noktası oldu. Haydar Aliyev’in vurguladığı üzere: “Türk ordusunun Azerbaycan’a, Bakü’ye gelmesi, Azerbaycan’ı Taşnakların saldırısından kurtarması her Azerbaycanlının kalbinde yaşıyor. Azerbaycan halkı, işte o acılı dönemde Türk halkının yaptığı yardımı asla unutmayacaktır.” Mustafa Kemal Atatürk’ün “Azerbaycan’ın sevinci bizim sevincimiz, kederi bizim kederimizdir” ve Haydar Aliyev’in “Biz bir millet iki devletiz” sözleri hem Türkiye’de hem Azerbaycan’da iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihçesini, bugününü ve gelişme doğrultularını net bir biçimde ifade eden en mükemmel formül olarak görülmektedir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev iki ülke arasında ilişkilerin mevcut durumunu şu kelimelerle değerlendirmiştir: “Türkiye-Azerbaycan ilişkileri şimdi en üst düzeydedir. Bu ilişkiler stratejik bir nitelik taşımakta, dostluk, kardeşlik ilkelerine dayanmaktadır. Bizi bağlayan unsurlar tarihi kökler, kültürel ilişkiler, bizim geçmişimiz ve bugünkü siyasi çıkarlarımızdır.” Verilen zorlu savaş sonucu ikinci Karabağ savaşını Azerbaycan kimse inkar edemez sözsüz Türkiye’mizin vermiş olduğu destek sayesinde savaşı kazandı ve İlham Aliyev uzun yüzyıldan sonra tarihe kaybedilmiş Azerbaycan topraklarını geri kazandırıp birleştiren lider gibi geçmesi de sözsüz ki güçlü Türkiye’mizin desteği sayede olmuştur. Bu desteği vermek ise Türkiye Cumhuriyetinin borcu olduğu gerçeği de asla unutulmamalıdır. Bizim sayemizde ’’ikinci Karabağ savaşını kazandınız’’ diyenler ise dönüp unutulan tarihe bakmalıdır. O dönemlerde Türkiye’mizin Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde verilen bu zorlu mücadeleye Azerbaycan, 2 Ekim 1920'de 19 bin Osmanlı altını, 1 milyon Fransız frangı ve 8 parça petrol poliçesinden oluşan yardımda bulunuyor. Sonrasında Kazım Karabekir Paşa'ya, 500 adet yüzlük Osmanlı altını yetim Türk çocuklarının eğitimleri için kendisi zorluklar içinde savaş verirken vermiştir. Dahası Mustafa Kemal Paşa 1921 yılında Nerimanov’a bir mektup yazarak borç para talep ettiği zaman Nerimanov, derhal 500 kg. altın 30 vagon petrol, sonra yeniden 62 vagon petrol 2 vagon benzin, 8 vagon gazyağı Türkiye’ye gönderdi. Daha sonra Nerimanov Rusya’dan aldığı 10 milyon altın rubleyi Ankara’ya gönderdi. 2 Mayıs 1921’de Bakü’deki Türk temsilciliğine 1 milyon altın ruble bağışlanır. Ayrıca yetimler için para yardımı kampanyaları da düzenlenir. Büyük Taarruz öncesi yardımlar daha da artar…
Aynı yılın Mayıs ayı içinde Azerbaycan Dışişleri Komiseri Hüseyinov, Türkiye’mize göndermiş olduğu bir telgrafta ise ‘’Bundan sonra Azerbaycan Hükümeti kardeş Türk halkına yürüttüğü bağımsız savaşı müddetince vatanı uğrunda hayatlarını kaybetmiş askerlerin yetim çocuklarına barınacağı sığınaklar (Yetimhaneler) için her ay 62 vagon petrol ve 3 vagon gaz yağı göndermeyi taahhüt ediyor’’ diye belirtir. Asla inkar edilemez ki bu yardımlarla büyük bir savaşın içinde bulunan Türkiye’mizin çektiği sıkıntıların hafiflemesine büyük destek olarak durumunda belirgin bir düzelmeye neden oldu. Bilhassa, savaş boyunca petrol sıkıntısı çekilmedi.
Mustafa Kemal Paşa 1921 yılında Neriman Nerimanov’a mektubunda ‘’borç para’’ talep ettiğini yazmasına Neriman Nerimanov buna cevap olarak şunları yazar: “Paşam, Türk milletinde bir anane vardır; kardeş kardeşe borç vermez, kardeş, her durumda kardeşinin elinden tutar. Biz kardeşiz, her zaman elinizden tutacağız, her zaman ve her şartta birbirimizin elinden tutacağız ve tutmaya devam edeceğiz bugün yaptığımız bir kardeşin yaptığından başka bir şey değildir.”
Türklük şuurunu ideolojisinin bile önünde tutan Neriman Nerimanov, gerek bu şuur gerekse Mustafa Kemal’in büyük liderlik zekasına duyduğu hayranlık nedeniyle Türkiye’mizin vermiş olduğu Milli Mücadelenin kazanılmasında ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasında unutulmaz hizmetler yapmıştır.
Kurtuluş savaşı boyunca SSCB'den alınan para yardımlarının toplamı 11 milyon altın ruble ve 100 bin lira değerindeki altın ve ayrıca silah ve cephane yardımı konusunda, "37 bin 812 adet tüfek, 324 adet ağır ve hafif makineli tüfek, 44 bin 587 sandık mermi, 66 adet top, 141 bin 173 adet top mermisi, 3 bin adet süngü, Bin 500 adet kılıç, 20 bin gaz maskesi ve 4 bin adet el bombası".
Bundan ilave Türk ulusunun uyanması Türkçülük ideolojisinin gelişmesinde önemli rol üstlenmiş aydınların da nerdeyse tamamının Kafkasya ve diğer Türk toplumlarından geldiğini göre biliriz. Buna örnek olarak İsmail Gaspıralı (Gasprinskiy), Yusuf Akçura veya Kazanlı Yusuf Akçura (Tatarca: Yosıf Aqçura) ve Hüseyinzade Ali Turan (Ali Bey Hüseyinzade) gibilerini göstermek olur. Yusuf Akçura veya Kazanlı Yusuf Akçura TBMM'de 2, 3 ve 4. Dönem İstanbul Milletvekili, 5. dönemde 1935'te Kars Milletvekili olarak yer almıştır. 1912 yılında kurulan Türk Ocağı’nın kuruluşunda da etkin rol aldı ve dört kuruculardan biri olarak ikinci başkanı olmuştur. Tabip Yüzbaşı rütbesini taşıyan Hüseyinzade Ali Turan Ziya Gökalp dahil bir çoklarında Türkçülük düşüncelerinin oluşmasında aşılanmasında ve gelişmesinde çok büyük rol oynamışlar. O yıllarda Ziya Gökalp'ın onun ile tanışması onu etkilemiş, Türkçülük fikrini ona aşılamıştır. Ziya Gökalp onunla ilgili anılarında en büyük öğretmenlerinden biri olarak bahseder. Hüseyinzade Ali Turan 1897 yılında Osmanlı İmparatorluğu ve Yunanıstan arasında çıkan savaşta tabip yüzbaşı olarak Osmanlı İmparatorluğu'nda görev almıştır. Savaşın bitmesinin ardından Osmanlı İmparatorluğu'nda cilt ve frengi hastalıkları profesör yardımcısı olarak çalışmaya başlamıştır. Bu görevinden 1903 yılında Türk pasaportu olmadığı için polisler tarafından sınır dışı edilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nda İkinci Meşrutiyet'in ilanı sonucunda Hüseyinzade Ali Turan, sınır dışı edildiği ülkeye geri gelerek İttihat ve Terakki Partisi’nin faaliyetlerine katılmıştır. Hüseyinzade Ali Turan aynı zamanda Türk Derneği, Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Ocakları gibi teşkilatlarda da faal olarak hizmet vermiştir. Yusuf Akçura'nın İstanbul'da kurduğu Rusya Mahkûmu Müslüman Türk-Tatarların Hukukunu Müdafaa Komitesi'nde önemli işler yapmıştır. 27 Nisan 1920'da Rusların Azerbaycan'ı işgal etmesi üzerine Türkiye'ye geri dönüş yapan Hüseyinzade Ali Turan, doktorluk görevini devam ettirmiş ve 1931 yılında emekli olmuştur. 9 yıl sonra İstanbul'da ölmüştür.
Tüm bu isimler içerisinde Azerbaycan’dan gelmiş öyle bir aile ve öyle bir isim var ki adeta Cumhuriyetin temel taşlarından birisi olmakla birlikte ailecek büyük değişimler ve yeniliklere önderlik etmişler. Bu isim ise çoğu kimseler tarafında daha önceleri de duyulmuş AĞAOĞLU ailesidir yani Ahmet Bey Ağaoğlu’dur.
Ahmet Bey Ağaoğlu Aralık 1869, Azerbaycan’ın Şuşa şehrinde doğdu. Azerbaycan asıllı Türk siyasetçi, Hukukçu, Yazar ve Gazeteci, Liberal Kemalizmin kurucusu, Türk Yurdu ve Türk Ocağı cemiyetlerinin kurucularından, Türkçülük Harekatının en önemli ideologlarından birisi, 1914 yılında Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na Afyon milletvekili, Kafkas İslam Ordusunun kumandanı Nuru paşanın siyasi danışmanı daha sonra ise 28 Haziran 1923 tarihinde yapılan ilk genel seçimlerde TBMM’de II. ve III. dönem milletvekili, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında devletin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşanın devrimler konusunda danışmanı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakın dostlarından biri ve Anadolu Ajansının ilk yönetim kurulu başkanı olmuştur. 19 Mayıs 1939 senesinde İstanbul’da vefat etmiştir. Fransızca, Rusça, Farsça, Azerbaycan ve Anadolu Türkçesi ile yüzlerce makalesi yayınlanmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin gelişmesinde kendisinden sonra ilkleri gerçekleştirerek çocukları Süreyya Ağaoğlu, Samet Ağaoğlu, Tezer Taşkıran da çok önemli hizmetleri ile büyük katkıları olmuştur.
1897'de Azerbaycan’ın varlıklı iş adamı, hayırsever Hacı Zeynalabdin Tağıyev'in daveti üzerine başkent Bakü'ye gelir. Neşr-i Maarif adında bir cemiyet kurar. Ahmet Bey Ağayev, 20. yüzyılın başlarında bağımsız Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin kurulması için mücadele eden öncü Azerbaycan aydınlarından biri haline gelmiştir. 1905 yılından itibaren, patlak veren Türk – Ermeni çatışması üzerine Ermeni çeteleri Azerbaycan Türklerini öldürmeye başlamıştır. Ağaoğlu, yaşanan bu gelişmeler üzerine Ermenilere karşı silahlı mücadele etmek için “Difai” (Türkçe “Fedai”) ya da “Cemiyet-i İttihadiyye-i İslamiyye” adı verilen gizli bir örgüt kurmuştur. Ermenilere ve bazı Rus memurlara karşı silahlı gruplar da kurdu. Ağaoğlu’nun Gence şehrinde kurduğu bu cemiyet, Azerbaycan Türkleri arasındaki dayanışma ve kardeşlik duygularını güçlendirdiği gibi onların millet olma yolundaki faaliyetlerinin gelişmesine de katkı sağlamıştır. (Daha sonralar Ahmet Bey Ağaoğlu tarafından kurulmuş bu ‘’Fedai’ler’’ Enver Paşa tarafından kurulmuş olan Teşkilat-ı Mahsusa'nın da içerisinde yer alarak gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Teşkilat-ı Mahsusa 1914 yılında savaş için oluşturulan bütçeden büyük bir pay almıştır. Bunun dışında Teşkilat-ı Mahsusa örtülü ödenekten önemli miktarda para almıştır. Böylece Teşkilat-ı Mahsusa imkanlar dahilinde iyi bir bütçeye sahip olmuştur. Ancak kaynakları yine de İngiliz, Fransız ve Rus istihbaratına kıyasla sınırlı kalmıştır. Bir çok önemli faaliyetleri yönetmek üzere önemli bildiği bölgelere Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Bey gönderilmiştir. Savaşın sonuna doğru Enver Paşa, kardeşi Nuri Bey’i Kafkasya’ya gönderilecek ordunun başına geçmesi için yeniden geri çağırmıştır.)
Birkaç kere Petersburg’a giderek Rus İmparatoru ve bakanlarla görüştü. Üzerindeki baskılar yoğunlaşınca, 1909'da ailesiyle birlikte İstanbul'a göç etti. Kendisi anılarında 1908 yılında Türkiye’de inkılap olmuştu. İş başına tanıdığım bazı zevat gelmişti. Aynı zamanda Kafkasya genel valisi tayin olunan Kont Varantsof-Taşkov mutlaka beni tutuklatmaya ve sürmeye karar vermiş görünüyordu. Bunu öğrenir öğrenmez derhal ben de kaçmaya karar verdim ve 1908 yılının sonlarına doğru İstanbul’a kaçtım” diyerek söz etmektedir. Türkiye’ye geldikten sonra memlekette kullandığı "Ağayev" soyadı yerine "Ağaoğlu" adını kullanmaya başladı ve bu isimle tanındı. İttihat ve Terakki Partisine katılarak aynı partinin “Merkez Komitesi” azalığına seçilmiştir. Süleymaniye İttihat ve Terakki Kulübü’nün başkanı oldu 1912'de Türk Yurdu ve Türk Ocağı cemiyetlerinin kurucuları sırasında yer aldı. Türk Medeniyet Tarihi kürsüsü başkanı oldu. 1914 yılında Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na Afyon milletvekili seçildi ve gerçekleştirmek istediği faaliyetlerine burada devam etmiştir. 1915’te İttihat ve Terakki’nin genel merkez üyesi oldu. 1917 Ekim Sovyet Devrimi’nden sonra Kafkas orduları siyasi müşaviri olarak Rusya’ya gitti. 31 Mart 1918’de Ermenilerin Bakü’de katliam yapması üzerine Azerbaycan’ı kurtarmak için girişilen askeri harekat sırasında Ağaoğlu Ahmet Bey, Afyon mebusluğu görevi üzerinde kalmak üzere Kafkas İslam Ordusu’nun siyasi danışmanı olarak görevlendirildi. Görevi, kurtarılmış Azerbaycan’daki ilk Türk hükümetini kurmaktı. Yeni kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti parlamentosuna üye seçilerek iki farklı Türk devletinin parlamentosunda görevli tek kişi olur. 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanması üzerine Kafkasya’dan çekilen Osmanlı ordusu ile birlikte İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. İstanbul’u işgal etmiş olan İngilizler tarafından Kasım 1918’de tutuklandı, 21 Mayıs 1919’da Limni Adası’na , 21 Eylül 1919’da Malta’ya sürüldü. 1921’de Malta esirlerinin, Türk millî kuvvetlerinin tutukladığı İngiliz subaylar ile değiş tokuş edildiği bir anlaşma çerçevesinde Ankara hükümeti tarafından kurtarıldı. 21 Mayıs 1921’de İstanbul’a gelen Ağaoğlu Ahmet, oradan hemen Ankara’ya geçti ve millî mücadele hareketine katıldı. Millî Mücadele döneminde TBMM onu Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinin irşad heyetinde görevlendirir. Hâkimiyet-i Milliye’de Başyazarlık, Matbuat Genel Müdürlüğü ve Anadolu Ajansı’nın da ilk yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır. 29 Ekim 1921’de halen Kars’ta iken Ankara hükümeti tarafından Matbuat Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ankara’da Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin başyazarlığını da üstlendi. Ahmet Bey Ağaoğlu 28 Haziran 1923 tarihinde 2. dönem milletvekillerini belirlemek için yapılan Türkiye ilk genel seçimlerinde Kars milletvekili olarak TBMM’de yer aldı. Aynı yıl Matbuat Umum Müdürlüğü’nden ayrılarak ve bir şirket halinde yeniden kurulan Anadolu Ajansı’nın İdare Meclisi Reisi olan Ağaoğlu, bir yandan yazarlığa devam etti diğer yandan Ankara Hukuk Mektebi’nin kuruluşunda görev aldı ve bu kurumda anayasa dersleri verdi. 1924 Anayasası’nın hazırlanmasında önemli rol oynadı. Mustafa Kemal’e devrimler konusunda danışmanlık yaptı ve özellikle laikliğe dair devrimlerin meşrulaştırılması çalışmasında katkıda bulundu. 1927 yılında Türkiye üçüncü dönem genel seçimleri Büyük Millet Meclisi için ilk aşamalı seçim sistemi ile yapılan seçim zamanı Ahmet Bey Ağaoğlu yeniden III. Dönemde de Kars milletvekili olarak TBMM’de yer aldı. Liberal Kemalizm, Türkiye'de cumhuriyetin henüz ilk dönemlerinde, Kemalist düşünceyi liberal bir açıdan Ahmet Ağaoğlu tarafından bu dönemde yorumlanması sonucu ortaya çıkmıştır. Ağaoğlu kendisini bir yandan "İnkılapçı ve Kemalist" olarak tanımlarken, diğer yandan bir "Liberal Kemalizm" düşüncesi geliştirmeye çalıştı. 1930’daki Türkiye’deki çok partili hayata geçiş denemesinde Gazi Mustafa Kemal’in isteği üzerine Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşuna katıldı. Parti programı ve tüzüğünün oluşmasına katkıda bulundu, partinin ideoloğu olarak tanımlandı. Fırkanın teşkilat yapısını ve siyasi faaliyetlerinin esasını belirleyen fırka tüzüğünü hazırladı. Partinin 17 Kasım 1930’da kendisini feshetmesinden sonra tekrar eski partisi CHP’ye dönmedi ve liberal görüşlerini yazılarıyla savunmaya devam etti. 1931 yılına kadar bu görevlerini sürdüren Ağaoğlu, yine aynı yıl, Fethi Okyar ile birlikte “Serbest Cumhuriyet Halk Fırka’sının’’ kurulması için mücadele etmiştir. Serbest Fırka’nın kısa sürede ülke çapında değer görmesi ve yapılan ilk belediye seçimlerinde çok ciddi oy alması Ağaoğlu ile İsmet İnönü’nün arasının açılmasına neden olmuştur. Yaşanan bu olumsuz durum neticesinde tekrar milletvekili olarak seçilemeyen Ağaoğlu, İstanbul’a geri dönerek yeniden İstanbul Üniversitesi’nde hukuk dersleri vermeye başlamıştır. 1932’den sonra her Pazartesi evinde devrin tanınmış düşünürlerinin katıldığı büyük toplantılar düzenledi. Nâzım Hikmet’ten Peyami Sefa’ya kadar pek çok tanınmış kişinin katıldığı bu toplantıları ölümüne kadar sürdürdü. 1933'te hükümete karşı muhalefeti ile tanınan “Akın ” gazetesini çıkarmaya başladı. Gazete, hükümetin devletçilik ve ekonomi politikasını eleştiriyordu. Akın, 119 sayı yayınlandıktan sonra kapatıldı. Ağaoğlu, gazetenin kapatılmasından kısa süre sonra gerçekleşen üniversite reformu sırasında İstanbul Üniversitesi'ndeki görevinden emekliye sevk edildi. 19 Mayıs 1939’da İstanbul’da hayatını kaybetti.
Ahmet Ağaoğlu, Türkçülük mücadelesine ömrünü vermiş aydınlardandır. Birçok Türkçü gibi önce İslâm’ın özüne döndürülmesi sorunu üzerinde durmuştur. Amacı, Türk ulusunun uyanması ve İslamiyet’in içerisine giren hurafelerin temizlenmesi idi. Ahmet Ağaoğlu: Hayatı, Eserleri ve Din Eğitim-Öğretimi Görüşleri peygamberimizin dönemindeki gibi tekrar Müslümanların duygu ve düşüncelerine hitap edip onlara yön vermesi gerektiği konusunda uğraşan din alimlerine ihtiyaç duyulduğunu söylemekteydi. Ağaoğlu, bu bağlamda, zahiren dindar görünen ancak mana ve ruh olarak bununla hiç alakası olmayan bir Müslüman modeline karşı çıkmıştır.
Ahmet Bey Ağaoğlu’ndan sonra kızı Türk Felsefesinin Öncülerinden Tezer Taşkıran (Tezer Ağaoğlu Taşkıran) da büyük izler bırakmıştır. Cumhuriyet'in en zor ve çalkantılı yıllarında Atatürk’ün yakın arkadaşlarından olan babası Ahmet Ağaoğlu gibi kızı Tezer Ağaoğlu Taşkıran’ın Türkiye'nin ilk kadın avukatı olan ablası Süreyya Ağaoğlu ve Demokrat Parti Döneminin Çalışma, Sanayi ve Devlet Bakanı olan kardeşi Samet Ağaoğlu gibi o da ülkesine aşkla hizmet etmişler.
Sonda ise: Bastığımız, oturduğumuz yeri bilmek tanımak ne kadar çok önemli olduğunu unutmayalım…
Cumhuriyet Günümüz Kutlu Olsun ve Unutmayalım ki Bizler Birlikte Güçlüyüz ve TÜRKİYE SADECE TÜRKİYEDE YAŞAYAN VE YA TÜRKİYE PASAPORTUNA SAHİP OLANLARIN DEĞİL DE KENDİNİ BU İDEOLOJİNİN BİR PARÇASI HİSSEDEN HERKESİNDİR…!!!
SaMir İSGENDEROĞLU
28.10.2023
22:02
